Dopamin Dosyası

Dopamin Dosyası
Dopamin Dosyası

    Etrafınızda subjektif olarak arttığını gözlemleyebileceğiniz, dijital (sosyal medya) bağımlılık, tatlı (şeker) bağımlılığı, nikotin (tütün mamulleri) bağımlılığı vb. birçok kötü alışkanlık olduğuna eminim. Bugün bunun ardında yatan mekanizmayı ele almaya ve adını yakın zamanda duyduğunuza emin olduğum dopamin adlı nörotransmitterden bahsetmeye çalışacağım. Dosyanın en başında, yalnızca beyin meraklısı bir kimse olduğumu, bu alanda herhangi bir uzmanlığım olmadığını belirtmek isterim. İnternet denilen bu deryada yazılan bu yazı dahil (ki dosyanın son kısmında kullandığım bütün bilimsel kaynakların linkleri bulunmasına rağmen) hiçbir kaynağa sonsuz güven atfetmemenizi rica ederim. Skeçlere dahi konu olan, internette hastalık aratma ve yaşam tavsiyesi bulma huyumuzun doğal bir sonucu olarak bu yazıya denk geldiyseniz; bu dosya içerik size bu yönde bir tavsiye veremez. Yalnızca kişisel merak sonucu hazırlanmıştır. Klinik bir probleminiz varsa mutlaka bir hekime danışmanız gerektiğini vurgulamak isterim.

    Gerekli uyarımızı ve girizgahımızı yaptığımıza göre, meraklısı olduğum beynin ilginç mekanizmalarından biri olan dopamin hormonu (ya da nörotransmitter) ve etkilerine geçebiliriz. Meraklısı olmayanlar için sıkıcı bir içerik olabileceğini de bildirerek başlayalım...

Dopamin Nedir?

    Dopamin, önceleri nöradrenerjik öncü olarak bilinen ancak yapılan araştırmalarla bağımsız bir nörotransmitter olduğu kanıtlanan bir nörotransmitter maddedir. Yani dopamin, nöronların arasında iletişimi sağlamakla görevli bir ulaktır. (Ne sıkıcı tanım değil mi? Hadi biraz eğlenceli hale getirelim.) "Dopamin, hevesli, heyecanlı, enerjik, ve keyifli hissetmek için gerekli kimyasaldır." (1)

Doğal Pekiştirici Olarak Dopamin

    Dopamin, insanın evrimsel sürecinde oldukça etkili bir yere sahiptir. Lezzetli bir yiyecek bulan, üreyebilen yahut barınma sorununu çözen insan beyni, dopamin salgılayarak bu deneyimin tekrarlanması için bir işaretleme yapar. Gözlerinizi kapatın ve henüz avcı toplayıcı düzende yaşadığınız bir gün hayal edin. Yolunuzun üzerinde daha önce görmediğiniz bir ağaç türü var. Üzerinde de olgunlaşmış meyveler var. Bir tane kopardınız ve ağzınıza attınız, çiğnemeye başladınız. Lezzetli bir tadı var. Bu meyveden daha önce hiç yemediniz ve tadı da hoşunuza gitti. Bu deneyimi tekrarlamak, sizin açlık nedeniyle ölmenizi engelleyecek. Beyniniz hemen dopamini salgıladı ve böylece siz o ağacı "lezzetli bir besin kaynağı" olarak beyninizde işaretlediniz.

    Bu mekanizma itibariyle, tekrarlanması istenen deneyimlerin tamamının pekiştirici bir işaretçiye yani dopamine ihtiyaç duyduğu aşikar. Fakat günümüzde mekanizma böyle çalışmıyor artık. Çünkü gıda, barınma ve üreme konularında sanayi devriminden bu yana oldukça uzun bir yol geldik. Modern toplumda böyle bir doğal pekiştiriciye pek de ihtiyacımız yok. Ama on binlerce yılda evrimleşen insan beyni, hala bu duruma adapte olamadı.

    Yani aslında doğal işaretleyici ve pekiştirici olan dopamin, sizin hayatta kalmanızı sağlamak, genetik materyalinizi bir sonraki jenerasyona aktarabilmenizi temin etmek vb. işlevleri sağlamanıza yardımcı olur.

Dopamin Hangi Durumlarda Salgılanır?

    Dopamin, yukarıda açıklanan mekanizmaya bağlı olarak, beyin tarafından ödül olarak algılanan hemen her aktivitede salgılanır. Fakat sadece yeme, üreme ve barınma gibi temel sorunların giderilmesinde salgılanmaz. Bunları simüle edebilecek şeyler de dopaminin salgılanmasını sağlayacaktır... Üremeyi simüle eden porno izlenmesi, sosyal çevrede onaylanmayı simüle eden sosyal medyada beğenilme, yemek yemeyi simüle eden yemek pornosu gibi şeyler de beynin dopamin salgısının artmasına neden olur.

(Burada bir parantez açarak, yemek pornosu (2) kavramına oldukça şaşırdığımı söylemeliyim. Yemek yemenin ve porno izlemenin beyinde aynı ödül bölgesini uyardığını ve dopamin salgılattığını daha önce defalarca okumama rağmen, garip bir tanımlama olan "food-porn" tanımlaması, ufak bir şok etkisi yaratmıştı.) 

    Anlıyoruz ki; beynimiz gerçekle sanal olanı ayırt edemiyor ve ikisine de aynı şekilde tepki veriyor. Seks yapmak ya da porno izlemek, yemek yemek ya da yiyecek fotoğraflarına bakmak; beynimizde aynı şeyin salgılanmasına neden oluyor: Dopamin. (3) Bu da bizi bağımlılıklara ve arkasında yatan mekanizmayı anlamaya bir adım daha yaklaştırıyor aslında.

Farelerde Yapılan Dopamin Deneyi

    Dopaminin ödül bölgesini uyardığında, davranışların nasıl değiştiğini anlamak üzere fareler üzerinde yapılan bir deney var. Deneyde farelerin beynine dopamin salgılayan bölgeyi elektriksel olarak uyaran bir düzenek kuruluyor. Bunun tetikleme mekanizması da farelerin dokunabilecekleri bir butona bağlanıyor. Fareler butona dokunduklarında beyinlerinde elektrik uyarımı sayesinde dopamin salgılanıyor. Bir süre sonra görülüyor ki; fareler yemek yemek, su içmek gibi en temel davranışları dahi sergilemeyerek, sadece butona basıyorlar. (4)

    Benzer bir deney daha var farelerle yapılan. Fakat bu sefer dopamin salgılamaları için fareler elektrikli devrelerle değil, daha bilindik bir metodla teşvik ediliyorlar: Uyuşturucu. Farelerin tercih yapabilmeleri için bir su ve yanında da uyuşturucu madde içeren bir sıvı daha bulunduruluyor deneyde. Fareler yalnız olarak bu deney alanına konulduklarında, tercihleri aşırı dozdan ölene kadar uyuşturucu oluyor. Fakat bu deneyi sosyal bir grup fare üzerinde tekrarladığınız zaman, ilginç bir şey oluyor: Fareler nadiren bağımlı oluyorlar. (10) Hatta bunu, Vietnam Savaşı sırasında ABD askerlerinde de gözlemliyorlar. Savaşta madde bağımlısı olan askerler, evlerine -yani sosyal etkileşimlerinin olduğu yere, ailelerinin yanına- döndüklerinde bağımlılık ortadan kalkıyor.

    Bu deneylerin ikisi de aslında oldukça ilgi çekici. Çünkü ikisi de doğrudan bizim sosyal medya kullanım alışkanlıklarımızla ilişkilendirilebilir. Hatta Social Dilemma adlı belgeseli izleyen herkes, bu deneylerle aklında çok sıkı bir eşleştirme yapabilir. Belgeseli izlemeyenler için kısa bir bilgi verelim: Social Dilemma, bir Instagram kullanıcısının davranışlarının yavaş yavaş nasıl değiştiğini ve algoritmanın nasıl kullanıcıyı daha fazla uygulamada tutmak üzere sürekli geliştirildiğini konu eden kurgu-belgesel türünde bir eser. Buradan sosyal medyanın dopamin etkisine geçelim...

Sosyal Medya Size Nasıl Dopamin Salgılatır?

    Giriş kısmında, dopaminin davranışı tekrarlamak üzere bir işaretçi olarak işlev gördüğünden bahsetmiştim. Sosyal medyanın nasıl işlediğiniyse aslında bir önceki bölümde gördük, farelerin butonu eşittir Twitter, Facebook, Instagram, Youtube, Tiktok ve aklınıza gelen gelmeyen her türlü uygulama. Fakat yukarıdaki fare deneyinde yer almayan kritik iki nokta daha var aslında.

1- Bir şeyleri kaçırıyor olma korkusu (FOMO)
2- Tanıdığımız kişileri stalklama hevesi

    Bu konu üzerine yapılan çalışmada (5) Twitter'da yapılan bir inceleme yer alıyor. İncelemeye göre, stalk yaptığını ve bunun kendini iyi hissettirdiğini söyleyen Twitter kullanıcıları var. Bunu kendinizde de gözlemlemeniz mümkün. Epeydir görüşmediğiniz bir arkadaşınızın profilini kurcalamak, neler yaptığını, kimlerle birlikte takıldığını deşelemek; tuhaf bir şekilde iyi geliyor olabilir. Bunun kaynağının da dopamin kaynaklı olduğu düşünülüyor.

    Aynı şekilde, FOMO da sizi sosyal medyada daha fazla zaman geçirmeye zorluyor ve aslında bir şeyleri kaçırmamak için daha fazla dopamin butonuna basıyorsunuz. Bunun bir sonraki aşamasıysa yine dijital bir bağımlılık türü olan pornografi bağımlılığına dönüşebiliyor ya da dönüşmese de ilave bir bağımlılık olarak ortaya çıkabiliyor. Çünkü sosyal medyada da -reels, shorts vb. kısa içeriklerin olduğu alanlarda özellikle- çıplaklık türünden içerikler yoğun olarak kullanıcıların önüne düşebiliyor.

Pornografi ve Dopamin İlişkisi

    Pornografinin beyne olan etkileriyle ilgili seyrettiğim bir Ted konuşmasında (6) Coolidge etkisinden (7) söz ediliyor. Coolidge etkisini, bir erkeğin yeni bir dişi gördüğünde çiftleşme isteğinin tavan yapmasını anlatan bir fenomen olarak tanımlayabiliriz. Genetik aktarım fırsatı olarak görülen bu durum, yukarıda beynimizin sanal ve gerçeği ayıramadığı gerçeğiyle birleştiğinde; yepyeni bir bağımlılık türünü doğuruyor: Pornografi bağımlılığı. Neden? Çünkü, Coolidge etkisiyle beynimizde oluşan düşünce -biz farkında olmasak da- sadece şu: "Evrim piyangosu sana çıktı!"

    Yine aynı videodan önemli bir noktayı vurgulamakta yarar var. Pornografi bağımlılığı ve diğer bağımlılıklar aynı mekanizmayla çalışır. Sosyal medya konusundan buraya geldiğimiz için, buradan oraya geri dönmekte bir beis görmüyorum. Instagram'daki sonsuz kaydırma, uyuşturucu maddeler ya da şeker vs. bir bağımlılığa dönüşmeye başladığı zaman; sizin hayatınızdaki etkileri aynı olabilir. Beyniniz fiziksel olarak değişmeye başlar. Sosyal anksiyete gelişebilir. Günlük hayattaki şeylerden daha az tat almaya başlayabilirsiniz. (Tekrar fare deneyini hatırlayın, sadece butona basmak isteyeceksiniz.) Göz korkutmak için söylemiyorum ama Instagram'dan çıkamıyorsanız hayatınızı gözden geçirmenizde yarar olabilir diyorum...

    Bağımlılıklar üzerine hazırlamayı düşündüğüm başkaca dosyalar olduğu için, bu kısmı ve devamını şimdilik sizin merakınıza ve arama gücünüze bırakıyorum. (Dilerseniz yukarıda BAM! yazan yeri tıklayabilir ve Türkçe akademik içerikte konuyla ilgili yazılan şeylere göz gezdirebilirsiniz.)

    Şimdi olayı biraz ilginç hale getirelim... Buraya kadar dopaminin, kişiler üzerindeki etkisine baktık. Peki ya finansal piyasalar da dopaminden etkilenir dersem ne düşünürsünüz? Yazının buraya kadarki kısmında sizi yakalayamadıysam, şimdi yakalamış sayılabilirim.

Dopamin ve Finansal Piyasalar

    Dopamin üzerine yaptığım okumalarda benim en ilgimi çeken kısım burası olmuştu. Aslında, herhangi bir çalışma okumadan da finansal piyasaların insanların dopamin seviyeleri üzerinde etkili olduğunu ve tam tersi dopamin seviyelerinin fiyatların üzerinde etkili olduğunu subjektif çok kısa iki gözlemle tahmin edebiliriz. 

  1. Terminal kullanan kullanıcıların, "Asla tek ekran yetmez." dedikleri bir durum vardır. Verileri incelemek üzere, önce ekranı büyütür, sonra ilave ekranlar açmaya başlarız. Grafiklerin ve verilerin büyülü dünyasına hoş geldiniz... 
  2. Borsalar rallideyken, Twitter'a şöyle göz ucuyla bir bakmak... Herkesin neşesi yerinde, espriler havada uçuşuyor. Sanki gerçekten bir partide arkadaşlarla eğleniliyor havası olur. Bu da bize dopamin salgısının piyasa oyuncularında artmaya başladığını gösterebilir.
    Fakat bu tahminden daha fazlasına da bilgi olarak sahipmişiz. Piyasada işlem yapan kullanıcıların beyin taramaları (MRI) incelendiğinde, dopamin ile yüklenen bölgelerin daha aktif olduğunu, bu bölgedeki aktivite arttıkça fiyatların yükseldiğini, kandaki oksijen seviyeleri doruk noktasına ulaştıktan sonra da fiyatların düşmeye başladığını göstermiş. (8)

    Benzer şekilde, dopamin balon oluşumunu fark etmeyi de zorlaştırıyor. Aynı araştırmada, kazanma duygusu nedeniyle salgılanan dopamin nedeniyle 2008 krizinde piyasa oyuncularının son ana kadar daha yüksek getiri arayışıyla alım yapmaya devam ettikleri ifade ediliyor. Henüz izlemediyseniz The Big Short'u dopamin açısından izlemenizi tavsiye ederim. "İnsanlar neden/nasıl bu kadar ... olabiliyor?" sorusunun altında yatan şey, bizi hayatta tutan ve davranışlarımızı tekrar etmeye yönelten dopamin olmasın?

    Kişisel finansal kararlarınızı verirken, ortamı bir kumarhaneye benzeten ve ödül duygunuzu tetikleyen şeyleri azaltmanız çok yerinde olabilir. Şahsi tahminim olarak söylüyorum: Kısa vadeli al-sat yapan -yani trade eden- birisinin, grafikleri incelerken ne kadar çok indikatör ve osilatör kullanırsa, grafikleri ne kadar çok veri içeriyorsa; alacağı risk de o kadar büyüyebilir. Temiz bir ekran dopamin seviyelerinin makul ölçüde kalmasını ve risklerin daha kolay anlaşılmasını sağlayabilir. 

    Elbette her kazançlı işlemden sonra, kendi ödül duygunuzu daha da artıracak "Buffett işine bak abicim." tarzı söylemler de sizin risk algınızı bozabilir. Çünkü bir sonraki seferde daha fazla kazanç elde etmek için daha fazla sermayeyi oyuna sürmeye niyetli olabilirsiniz. (9)

Çöp Dopamin ve Nitelikli Dopamin

    Yazı çok uzun bir hale geldi, farkındayım. Hatta belki sıkıcı da gelmeye başlamış olabilir. Fakat dopamin konusunda okuduklarımdan, izlediklerimden ve kendi deneyimlerimden birçok şeyi aktarmaya çalışıyorum. Böylece dopamin üzerine bir şeyler okumak-araştırmak isteyen kişinin tüm mekanizma hakkında bilgi sahibi olmasını ve ilerlemek için güzel bir başlangıç noktası olarak bu yazının kullanılmasını istiyorum. Bu sondan bir önceki başlık, ardından bir başlık ve bir de özet gelecek. Sonrasında dopamin dosyasını sonlandıracağım.

    Öncelikle başlıkta kullandığım iki kavramı tanımlamak istiyorum. Bu kavramları zannediyorum ben türettim. (Bir yerde okuduysam da bu muhtemelen Twitter'daki İngilizce hesaplardan biridir. Ya da Sinan Canan hoca paylaşmış ve ben eksik/yanlış hatırlıyor da olabilirim kavramı.) Her neyse, biz kavrama dönelim. Çöp dopamin, -junkfood kavramından mülhem- kolay şekilde elde edilebilen hazlarla ortaya çıkan dopamin türüdür. Nitelikli dopaminse, -tıpkı yine besinlerde olduğu gibi- biraz uğraşı sonucunda elde edilen hazlarla ortaya çıkan dopamin türüdür.

    Çöp dopamin için, bilgisayar oyunları, sosyal medya, porno, sağlıksız abur cuburların tüketimi, sigara alkol gibi alışkanlıklar vb. gayet yeterlidir. Emek harcamanıza gerek yoktur. Bir şey yaparsınız, bir butona basarsınız ve beyniniz hemen basar dopamini. Ama nitelikli dopamin için bir çaba harcamanız gerekir. Onu usta bir şefin elinden çıkan lezzetli bir yemeğe benzetmek hoş bir metafor olabilir. Bir antik kenti gezmek, iyi bir kitap okumak, birkaç satır yazmak, soğuk duş almak gibi şeyler; size nitelikli dopamin sağlar. Biri sizi bağımlı yapma potansiyeline sahipken, ötekisi sizi daha nitelikli bir insana dönüştürme potansiyeli taşır. Bu potansiyellerin ikisini de kullanmak ya da kullanmamak sizin elinizde. Hadi buradan basında son zamanlarda popüler olan bir Silikon Vadisi detoksuna, dopamin detoksuna geçelim...

Dopamin Detoksu

    Artık dopaminin nasıl bir şey olduğunu biliyorsunuz. Dopamin detoksu ya da dopamin orucu denildiğinde, başka hiçbir şey söylenmese bile aklınızda bir şeyler canlanıyordur sanıyorum. Dopaminin getirdiği, ödüllendirilme koşullamasına karşı geliştirilmiş bir oruç türü olsa da; dopamin detoksu basında ve birçok blogda yanlış aktarılıyor. Dopamin salgılanmasını azaltmak, durdurmak amaçlanıyormuş gibi bir algı oluşuyor. Fakat burada amaç dopamini engellemek değil, zaten böyle bir gücümüz de yok. Su içsek bile dopamin salgılayacağız sonuçta. Burada engellememiz gereken, bize dopamin patlamaları yaşatan ve yukarıda çöp dopamin olarak tanımladığım şeyden uzak durmak. Yani aslında, davranış kalıplarımızı değiştirerek; beynimizin salgıladıyı "ödül zilini" azaltmak. 

    Dopamin detoksunda özellikle, dijital yaşamın getirdiği telefona bakma dürtüsü ve Pavlov'un köpeğ modundan çıkmak derdimiz. Fakat öyle bir anlatılıyor ki etrafta, zannedersiniz dopamin salgısını başlatan ve durduran bir aç/kapa düğmesi var ve kapatma üzere o düğmeye basmazsak kafamız patlayacak. Hayır, amaçladığımız böyle bir şey değil.

    Peki faydalı mı? Bilimsel kanıtlar faydalı olduğunu söylüyor. Ama bilimsel kanıtlardan önce kendi deneyimlerimden birini aktarmak istiyorum ben. Bir süre önce, kendim bu dopamin detoksunu denedim. Sosyal medya kullanımımı kısıtlamak üzere, telefonumu odaklanma modunda kullanmaya başladım. Televizyonu hayatımdan tamamen çıkardım ve yerine kitapları koydum. Her gün yaptığım yürüyüşlerin süresini biraz uzattım ve abur cuburları mümkün olduğunca hayatımdan çıkardım. Sonucunda, odaklanma süremde artış, biraz kilo kaybı ve etrafıma/çevreye karşı olan dikkatimde artma gözlemledim. Hatta öyle ki, hep yürüdüğüm rotada fark etmediğim bitki türleri gördüm. Onlar hep ordaydı, fakat sürekli bombardıman altında olan beynim onları fark etmemeyi tercih ediyordu gibi geldi.

    Bilimsel kanıtlar da Facebook kullanmayı azaltan öğrencilerin depresyon belirtilerinde azalma, daha sağlıklı davranışlar ve zaman kazanımı olduğunu vurguluyor. (11) Ayrıca bunu dopamin detoksu olarak değil de, dijital detoks olarak uygulayanlar ve onlarla yapılan çalışmalar da var. Bu çalışmalardan birinde, akıllı telefon kullanımının kısıtlanması ve sonrasında yaşanan deneyimler aktarılıyor. Bildirilenler şöyle: Yoksunluk hissi, boşluk hissi, eksiklik. (12) Ne kadar tanıdık değil mi anlattıkları?

    Bu durumda dopamin detoksunda, daha fazla yapılması gerekenler:
  • Gerçek sosyalleşmeler, aile ve arkadaş buluşmaları (Kafelere gidip, hepimiz telefonu elimize almayacağız.)
  • Kitaplara ayrılan sürenin artırılması (Mümkünse bilgi içerikli kitaplar, otobiyografik kitaplar yahut sıkı bir iz sürmeye dayalı polisiyeler olsun. Mümkünse kısmı benim söylediğim bir şey. Zevklerinize tabi ki karışamam.)
  • Başkalarına yardım etmek (İnsan faydalı olduğunu düşündüğünde, benim adını koymakta zorlandığım bir haz yaşar. Emin olun tadını aldığınızda fazlasını isteyeceksiniz.)
  • Meditasyon (Odaklanma süresi üstüne konuşmuştuk. Faydasını göreceğinizi düşünüyorum.)
    Ve tabi ki azaltmanız, mümkünse tamamen uzak durmanız gerekenler:
  • Pornografi ve mastürbasyon (Bununla alakalı bir Reddit grubu var, Büyük Porno Deneyi başlıklı videodan öğrenmiştim. Kendilerine faptronot -mastürbasyon yapmayan kimseler- diyorlar. Türkiye'de de neverfap akımları yaygın. Eğer yardıma/komüniteye ihtiyaç duyuyorsanız Google'lamanızda yarar olabilir.)
  • Sosyal medya kullanımı (Yukarıda genişçe değindik, tekrara gerek yok sanıyorum.)
  • Alkollü içecekler, sigara ve madde kullanımı (Farelerde yapılan dopamin butonu ve fare parkı deneyini tekrar okuyabilirsiniz.)
  • Sağlıksız abur cuburlar (Zıt tatları bir arada sunan, genellikle cicili bicili paketlerde satılarak daha pakedin görünüşü itibariyle dopamin salgılatmaya başlayan şeyler... Hepiniz bildiniz onları. Uzak durun onlardan.)
  • Şeker (Çünkü şeker, aslında adı masum görünse de bizi bağımlı eden şeylerden biri. Şekeri tükettiğiniz anda beyninizdeki ödül mekanizması devreye girer ve "Hadi bunu tekrar yapalım." demeye başlar. (13, 14) Pavlov'un köpeğini hatırladınız mı?)
Bu maddelerin herbirinde ne kadar iyileşme sağlarsanız o kadar iyi. Mükemmelleşmeye çalışmayın, arada bir kaçaklar, kaçamaklar olsun. Ama biraz fren yapmak bile size iyi hissettirecek, şahsen deneyimlediğim için rahatça söylüyorum. 

Sonuç Olarak Dopamin...

    Sonuç olarak dopamin, beynimizdeki öğrenme fonksiyonu ve geliştirdiğimiz koşullu davranışlar için oldukça gerekli bir nörotransmitter. Fakat çağımızda beynimizdeki ödülle ilişkili bölgeyi fazlaca dürttüğümüz için kendi kendimize bağımlılıklar türetebiliyoruz. Amacımız dopamin mekanizmasının, ödüllendirme ve öğrenme mekanizmasının nasıl çalıştığını anlamak ve dopamin patlamalarından uzak durarak beynimize iyi davranmak olmalı. Bunu sağlamanın aslında en kolay yolu da İnsanın Fabrika Ayarları'na uygun yaşamaktır.

    Sinan Canan hocanın dediği gibi, "Keşke daha fazla insan beyin bilse." diyerek ve Türk atasözünün ihtiyatlı bilgeliğine başvurarak dopamin dosyasını kapatalım: "Azı karar, çoğu zarar." 😉

Ufak bir rica: Yazıyı beğendiyseniz, lütfen paylaşın. Eksik ya da yanlış gördüğünüz bir nokta varsa uyarın. Ve tabi kendi tecrübeleriniz varsa, lütfen yorum olarak yazın ki; diğer insanlar da bundan faydalansın. Teşekkür ederim ilginiz ve zaman ayırdığınız için! 😊 

Kaynaklar

    Yazının içinde kullandığım kaynaklar aşağıdaki gibidir. Kaynakları seçerken, mutlaka Türkçe olmasına yahut Türkçe altyazı bulunmasına dikkat ettim. (Türkçesi yok mu yahu bunun? denilmesin diye. [Selçuk hocam selamlar! 😁])Yalnızca bir kaynakta doğrudan İngilizce içerik kullandım. O yüzden rahatlıkla başlangıç noktası olarak kullanabilirsiniz. İnternet içeriği yahut köşe yazısı olarak hazırlanan materyallerde de güvenilir kaynakları tercih ettim. (Alanında uzman psikolog ve psikiyatristlerin yazıları yahut Evrimağacı içerikleri gibi...)

    Ayrıca bakınız kısmında, içeriğini okuduğum ama yazıyı daha fazla uzatmamak için ayrı başlık açmadığım fakat dopamin konusuyla alakalı birkaç makale daha bulabilirsiniz.

    Yazının içinde kendi deneyimlerim ve okuduklarımdan çıkarımlarım da bulunduğundan, rahatlıkla yazıda herhangi bir yanlışlık varsa doğrudan benim hatamdır yahut yanlış anlamamdan/anlatmamdandır diyebilirim. Siz dopamin konusunda aşağıdaki kaynaklardan başlayarak benden epey fazla şey öğrenebilirsiniz.
 
1 - Beyin Sisi, Mike Dow, sf:17
2- Yemek Pornosu İnsanları Neden Büyülüyor? - https://evrimagaci.org/food-porn-yemek-pornosu-adi-verilen-fotograflar-insanlari-neden-buyuluyor-7782
3- Healthy eating lifestyle guideline with exemplified menu
planning based on food science and nutrition, sayfa 64, https://www.theseus.fi/bitstream/handle/10024/353315/Healthy%20eating%20lifestyle%20guideline%20with%20exemplified%20menu%20planning%20based%20on%20food%20science%20and%20nutrition.pdf?sequence=2&isAllowed=y
4- Dopamin Detoksuyla Daha Mutlu ve Daha Odaklanmış Olmak Mümkün, Beyhan Budak https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/beyhan-budak/dopamin-detoksuyla-daha-mutlu-ve-daha-odaklanmis-olmak-mumkun-6588384?sessionid=2
5- DİJİTAL HASTALIK BAĞLAMINDA İZ SÜRME (STALK) VE OLAN
BİTENİ KAÇIRMA KORKUSU (FOMO) İLİŞKİSİ, Elif Arslan, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2487443
6- Büyük Porno Deneyi, Garry Wilson, https://www.youtube.com/watch?v=wSF82AwSDiU
7- Coolidge Etkisi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Coolidge_etkisi
8- Ekonomik Krizlerin Nöroekonomi Kavramı Çerçevesinde
Değerlendirilmesi, Serpil Altınırmak, Ayşesu Eyüboğlu, sf: 71, sf:77, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/427855
9- Dopaminin Başımıza Açtıkları, Acar Baltaş, https://www.acarbaltas.com/dopaminin-basimiza-actiklari/
10- Yalnızlık ve Bağımlılık, Ali Gök, https://www.aligok.com.tr/yalnizlik-ve-bagimlilik/
11- Dopamin Orucu 2.0, https://evrimagaci.org/dopamin-orucu-20-teknolojiyi-ve-sosyal-medya-bagimliligini-neden-ve-nasil-azaltmalisiniz-9172
12- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1221189
13- Şeker Bağımlılığı: Gerçek mi Hayal Ürünü mü?, Sabriye Arslan, İdil Demet İmamoğlu, Hilal Yıldıran, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/963605
14- Şeker Beynimizi Nasıl Etkiler?, Nicole Avena, https://www.ted.com/talks/nicole_avena_how_sugar_affects_the_brain?subtitle=tr

Ayrıca Bakınız

1- Madde Bağımlılığı ve İnsan Evrimi, Elif Mutlu, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/451201
2- Yeme Bağımlılığının Etyolojisi, Demet Güleç Öyekçin, Artuner Deveci, https://www.proquest.com/openview/82bf88693f221a4438010bb119f32d77/1?pq-origsite=gscholar&cbl=166138
3- Nörofinansın Sinirsel Bağlantıları Üzerine, Yusuf Polat, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2808728
4- Bireysel Beslenme Alışkanlıklarının Finansal Risk Alma Üzerine Etkisi, Yusuf Bahadır Kavas, https://acikerisim.sakarya.edu.tr/bitstream/handle/20.500.12619/98467/T09770.pdf?sequence=1&isAllowed=y
5- Alzheimer Hastalığının Nedenlerinden Biri Şekerli İçecekler Olabilir, Taylan Benvan, https://sinirbilim.org/alzheimer-hastaligi-sekerli-icecekler/
6- Five ways junk food changes your brain, https://www.rmit.edu.au/news/all-news/2016/sep/five-ways-junk-food-changes-your-brain
Daha yeni Daha eski

İletişim Formu